"Gerek evrimsel gerekse klinik model açısından ele alalım, bir insanın kişiliği kendisiyle ve çevresiyle olabildiğince barışık ve işlevselse, o kişinin kişiliği o kadar “normâldir”; buna “toplum-merkezci [socio-centric] tavır” da denir. Tam aksine, ne kadar kavgalı ve işlevsellikten uzaksa (disfonksiyonelse) bu kişinin kişiliği “bozuktur”; buna “ben-merkezci [self-centric] tavır da denir.
Tamamen Batı Kültürü kaynaklı bu faydacı târifin hakikatte ne kadar doğru olduğu çok tartışılır. Kültürel faktörlerin öneminden yukarıda bahsedilmişti. Filipinler’deki insanların hemen hepsi Batı kriterlerine göre ya şizotipal ya da şizofren olmalıdır; ama değiller. Bunun daha hafif örneklerini de verebiliriz: İngilizler’in normâl diyeceği bir kişiye İtalyanlar şizoid, Kayserililer’in sağlıklı diyeceği bir insana bir Of’lu “durgun” diyebilir. Burada hem genetik hem de memetik faktörler büyük rol oynar. Hele disorder (çok hatalı olarak bozukluk diye tercüme ediliyor; bâri düzensizlik denseydi) kelimesi tam Batı Kafası işidir; yâni bir (pro-faşizan) düzen (order) var, dışına çıktın mı da düzen-dışı (disordered) oluyorsun! Mecbursan (obligation) da, zaruri misin (necessity)? Bence hayır. İnsanın tercih etme hürriyeti olmalıdır; yeter ki başkalarına zarar vermesin… Doğu kültürlerinde, dinî adanmışlıklarda ve benzeri kültürel yapılanmalarda bu tür sıra dışılıklara çok rastlanır ama kimse böyle insanların kişiliklerinin “bozuk” olduğunu söyleyemez (cânileri, canlı intihar bombalarını vs. tabii ki kastetmiyorum)."
--
Kişilik Bozuklukları - Ders Notları
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat