Sorular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sorular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20101005

Hayatın sıradanlığından bu kadar yakınmamızın sebebi nedir? Yaşadığımız hayat ile televizyonda gördüğümüz hayatların arasında ki farktan ötürü mü? Yoksa bilinç-dışında yatan daha gerçekçi bir baskı mı var?

20101001

Başka insanlara dair yapılan analizler, bir yerde o insanlara 'düşünsel' olarak sahip olmaya veya onlara karşı bir üstünlük kurmaya çalışmaktan kaynaklanıyor olabilir mi?

Bir şey daha:

Çok fazla analiz, insanı parçalanmaya götürmez mi? Hani bir yerde, her şeyi kategorilere ayırmaya kalkışıp, onları algımız için 'düzenli' bir hale getirmeye çalışıyoruz sonuçta.

20100930

Entelektüel birikime yoğunlaşmamızın özünde, toplum içindeki yerimizden kaygı duymamız mı yatıyor? Yoksa buna ek olarak başka dürtüler de var mı?

20100928

Sonunda öleceğini bildiği için, hayatını neredeyse hiçbir şey yapmadan pasif biri olarak geçiren biri ile, sonunda öleceğini bildiği için, hayatın -tabir-i caizse- amına koyan aktif biri arasında ki fark tam olarak nedir?

20100819

Şöyle soracağım. Tüm yaşanan acılar ve mutlulukar; bilinç-dışında olan bir olguya kıyasla yaşanan duygular mıdır?

Örneğin, bir acı yaşıyorsam, bunun sebebi; o acıyı bilincinde olmadığım daha yüce bir duyguya veya olguya kıyaslayarak mı yaşıyorum? Veya mutluluk da öyle?

Öyleyse buradan şuraya geçiyorum; bir şeyin; bir durumun yokluğunu hissediyorsak, bu o şeyin varlığından da haberdar olduğumuz anlamına mı gelir?* Çünkü diyelim ki, kusursuz bir iletişimin yokluğunu çekiyorum; demek ki kusursuz bir iletişimin varlığı söz konusu. Veya çekmiyorum; çektiğimi varsayıyorum, çünkü bana entelektüel bir haz veriyor, neyse.

Numenler veya İdealar dünyasına gidelebilinir belki bu sorularla; ama oralara bulaşmak istemiyorum.

--
*Olayı soyut düzlemde ele alıyorum; nesnelerle ilişkilendirilmesin.

20100814

Yazar David Wallace Foster (d. 21 Şubat 1962, ö. 12 Eylül 2008)*, insanın kendini dikkatlice incelemesinin üzerine şöyle bir söz etmiş zamanında: "...En merhametsizce kendinle yüzleşmeye çalıştığında bile aynı zamanda ruhunun derinliklerini araştırdığın için kendini alkışlamaktan ve kurum yapmaktan kendini alamazsın."

Bu söze katılmakla beraber, şunu merak ediyorum. Acaba bu kendini övme ve kendini inceliyor olmaktan duyulan haz da, insanın kendini, kendinden soğutma amaçlı uyguladığı bir savunma mekanizması mıdır? Yoksa, işin özünde gerçek anlamda bir haz mı var?

Ancak şöyle de bir durum olabilir, kendini incelemeye duyulan haz son bulduğunda geriye kalan 'intihar seçimi' aslında bu hazzın aynı zamanda doruk noktası da olabilir mi? Ama insan, sonrasını deneyimleyemeceği bir hazzı tercih eder mi?

*İntihar ederek ölmüştür.

20100812

Bir duygu veya düşünce anlatımı için kullanılan metafor, zamanla o duyguyu veya düşünceyi belirli bir ölçüde değiştirebilir mi?

Örneğin, 'sanki uzak bir şehirde gibisin,' denir; bunu yerine daha farklı bir seçim yapılsa, o kişinin 'uzak bir şehirdeymiş gibi' algılanışı da beraberinde değişir mi?
Bir insanın kullandığı yazım dilinden, o insanın cinsiyetini tahmin edebilir miyiz? Ancak bu yazım dili, mekanik -bilgisiyar ortamı- olacak; el yazısı değil.